YURTTA SOSYALiZM, CiHANDA KOMüNiZM!

DİL, DÜŞÜNCE VE KÜFÜR


Dil bilgisi, düşüncenin şekilleniş biçimini belirler. Marksist psikolojide bilinç maddi yaşamın bir ürünüdür; ancak bilinç dil aracılığıyla örgütlenir. Açık, tutarlı, mantıksal olarak bağlanmış cümleler kullanmak, kavramları doğru yerleştirmek düşüncenin nesnel gerçekliği daha doğru yansıtmasını sağlar. Dil ne kadar düzenliyse düşünce de o kadar düzenlidir. Kavramlar çok hassastır, yabancılaşma, üretim ilişkileri, ihtiyaç, bilinç, çelişki, özne, nesne gibi. Dil bilgisi sağlam olmazsa, kavramlar belirsizleşir, popüler psikolojiyle karışır, bireyci anlamlara kayar. Dili doğru kullanmak, kavramları bilimsel içerikleriyle sabitleyerek kuramsal berraklık sağlar. Dilin yanlış kullanımında bireyci, özcü, psikolojileştirici söylemler, liberal-kapitalist ideolojinin temel varsayımları fark edilmeden düşünceye sızar. Doğru dil kullanımı kişisel uyumsuzluk yerine yapısal çelişki, kendini gerçekleştirme yerine insani potansiyelin toplumsal üretimi gibi ideolojik olarak tutarlı ifadeler kullanmayı kolaylaştırır. Bu da bilincin yanlış yönlendirilmesini engeller. Marksist psikoloji için birey değil kolektif, tarihsel özne önemlidir. Dilin düzgün kullanılması örgütlü çalışmalarda doğru anlaşılmayı, ortak hedeflerin tutarlı belirlenmesini, duyguların ve düşüncelerin net aktarılmasını sağlar. Bu da kolektif bilincin gelişmesine katkı sunar. İnsanlar yaşadıkları sorunları çoğu zaman dağınık, iç içe geçmiş bir biçimde deneyimler. Dil bilgisi ve doğru ifade bu deneyimlerin düzenlenmesine, soyutlanmasına, maddi koşullarıyla ilişkilendirilmesine yardım eder. Yani bireyin yaşadığı psikolojik durum tarihsel ve toplumsal bir çerçeveye oturur. Dilin düzene sokulması düşüncenin düzene sokulmasıdır. Marksist gelenekte eleştirel bilinç: çelişkileri görebilme, mistifikasyonları çözebilme, ideolojik perdeyi kaldırabilme yetisiyle ilişkilidir. Dil düzgün kullanıldığında bu süreç hızlanır; kişi gerçeğini daha iyi kavrar. Marksist psikoloji, ampirik çalışmayı ve teorik üretimi birleştirir. Dilin doğru kullanılması hipotezlerin açık kurulmasını, analizlerin mantıksal netliğini, sonuçların yanlış anlaşılmamasını sağlar. Bu da bilimsel üretimin kalitesini yükseltir. Dil bilgisi ve dili düzgün kullanmak, Marksist psikolojide düşüncenin tutarlılığına, ideolojik netliğe, bilimsel doğruluğa, kolektif iletişimin gücüne, eleştirel bilincin gelişimine doğrudan etki eder. Bu nedenle Marksist psikoloji için dil, yalnızca iletişim değil; bilincin üretildiği araçtır. Marx "Dil düşüncenin doğrudan gerçekliğidir." der.

Marksist bakış açısından küfür etmek "ahlaki bir sorun" değil; belirli maddi koşulların ve üretim ilişkilerinin ürettiği bir dilsel-pratik davranış biçimidir. Küfür, toplumsal ilişkilerdeki gerilimlerin, otorite ilişkilerinin, iktidar asimetrilerinin ve özellikle de sınıfsal baskının gündelik dile yansımasıdır. Yani bireysel görünen bu olgu aslında toplumsal üretim biçimi tarafından şekillenir. Küfür, bireyin kendini ifade etmesinin bir biçimi gibi görünür; ancak çoğu zaman ast–üst ilişkilerinin, sınıfsal gerilimlerin, patriyarkanın ve hiyerarşinin yeniden üretildiği bir pratiktir. Yönetici sınıf küfürü ahlaksızlık olarak kodlayarak yasaklar. Emekçi sınıf küfürü, baskılanmış öfkenin dışa vurumu olarak kullanır. Bu yüzden küfür hem baskının ürünü hem de baskıya tepki olabilen çelişkili bir pratiktir. Çoğu küfür, beden, cinsellik ve kadınlık üzerine kuruludur. Bu, cinselliğin emeğin yeniden üretimindeki rolünü (ailenin ve kadın emeğinin tarihsel olarak özel mülkiyetle ilişkilendirilmesini) yansıtır. Küfürdeki cinsellik kadının tarihsel olarak mülkiyet ilişkileri içinde konumlandırılmasının bir devamıdır. Yani küfürdeki kadın bedeni kullanımı, toplumsal üretim biçiminin bir yansımasıdır. Kapitalizm öfkeyi kolektif politik alandan çıkarıp bireysel, atomize tepkilere dönüştürür. Sınıf çelişkileri politik kanal bulamaz, bireysel küfüre dönüşür. Bu durum, sistem için güvenlidir, öfke örgütlenmez, parçalara ayrılır. Küfür, özellikle kapitalist üretim biçiminde yoğunlaşan; sömürü, yabancılaşma, rekabet ve baskının ürettiği günlük şiddetin bir semptomudur. İşçi emeğini satar, kapitalist artık değer el koyar. Bu ilişkideki gerilimler, gündelik dilde öfke, agresyon, aşağılamalar ve küfür olarak dışavurulur. Zaman baskısı, performans baskısı, ücretli emek içinde değersiz hissetme, toplumsal eşitsizlik, erkek egemen kültürün baskınlığı küfür pratiğini besler. Küfür, yapısal sorunların üzerini örter ve tepkileri bireyselleştirir. İşçi sınıfının öfkesini kolektif siyasete yöneltmek yerine küfür ederek içini boşaltmasına yol açar. Ayrıca kadınlar, LGBTİ+ bireyler ve alt sınıflar küfürün hedefi olur. Küfür bireysel bir yoğun boşalma olduğunda sistem için güvenlidir. Kimse örgütlenmez, sadece homurdanır. Medya ve dijital platformlar küfürün, sansasyonun ve öfkenin dolaşımından kâr üretir. Küfür özellikle erkeklik üzerinden rekabetçi kapitalist öznenin inşasına katkıda bulunur. Küfürü kamusal düzen gerekçesiyle cezalandırarak ahlaki hegemonya kurar. Bu, ekonomik çelişkilerin üzerini örterken, devletin otoritesini güçlendirir. Kapitalist devlet küfürü kabahat, suç veya kamu düzeni ihlali olarak tanımlar. Ama aynı devlet reklamda, medyada, şov dünyasında pazar için küfrü metalaştırır. Bu hukukun sınıfsal karakterini gösterir, sokaktaki işçinin küfrü cezalandırılır. Medyadaki küfür satılabilir meta olur. Küfürün kültürdeki yeri, kapitalist dönemde ticarileşir (stand-up, diziler, influencer içerikleri), normalleşir, öfkenin estetikleştirilmiş biçimine dönüşür. Aynı zamanda erkek egemen kültürün bir taşıyıcısı olarak varlığını sürdürür. Küfür, ideolojik olarak kadın bedeninin denetimini, ataerkil aile yapısını, itaat–otorite ilişkisindeki hiyerarşiyi yeniden üretir. Ayrıca öfkeyi sınıfsızlaştırır. Yani öfkenin gerçek kaynağını görünmez kılar. Popülist siyasetçiler küfürü halkçılık göstergesi olarak kullanır, ama aynı zamanda küfürü kontrol ederek toplumsal ahlakı belirler, böylece hem alt sınıfa yakın görünür hem de onu disipline eder. Küfür etmek, bireysel bir dil edimi değil; kapitalizmin ürettiği aşağılanma, yabancılaşma, erkek egemenlik ve sınıf baskısının gündelik dile yansımasıdır. Temel çelişki ifade özgürlüğü ile toplumsal tahakküm arasındadır. Küfür, kapitalist üretimin hem ürünü hem de ventilasyon (duygusal rahatlama) mekanizmasıdır. Sistemin sürmesi için öfkeyi bireyselleştirir; kolektif mücadeleyi engeller.