YURTTA SOSYALiZM, CiHANDA KOMüNiZM!

YENİ TİP HALK SAVAŞI

"Birleşik Devrim Teorisi + Halk Cephesi + Bağımsız Sınıf Hattı"

Marksist devrim teorisinin temel yöntemi, herhangi bir ülkenin toplumsal gerçekliğine dışarıdan hazır bir model dayatmak değil, o toplumun üretim ilişkilerini, sınıf yapısını, devlet biçimini, ulusal sorunlarını, emperyalist dünya sistemi içindeki konumunu ve tarihsel gelişimini somut olarak çözümlemektir. Bu nedenle Türkiye açısından temel mesele, Çin Devrimi'nin, Rus Devrimi'nin, Küba Devrimi'nin veya başka bir tarihsel deneyimin biçimlerini mekanik biçimde tekrarlamak değildir. Tarihsel deneyimlerden öğrenmek zorunludur fakat tarihsel biçimi tarihsel koşuldan koparmak Marksist yöntemin kendisini terk etmek anlamına gelir.

Buradan hareketle savunulabilecek teorik çerçeve şudur:

Birleşik Devrim Teorisi + Halk Cephesi + Bağımsız Sınıf Hattı + Yeni Tip Halk Savaşı

Bu formül, klasik anlamda yalnızca kırdan kente ilerleyen askeri bir model değildir. Günümüz Türkiye'sinde Halk Savaşı, toplumsal çoğunluğun kapitalist üretim ve yeniden üretim ilişkileri içindeki dağınıklığını aşarak ekonomik, siyasal, kültürel ve örgütsel bir güç haline gelmesi olarak yeniden kavranmalıdır. Dolayısıyla burada savaş, öncelikle toplumsal güçlerin tarihsel mücadelesini ifade eder. Emek ile sermaye, kamusal ihtiyaç ile özel kar, doğa ile sermaye birikimi, ezilen toplulukların özgürleşme talepleri ve egemenlik ilişkileri arasındaki mücadeleyi.

I. METODOLOJİ

Marx'ın yöntemi açısından hiçbir toplumsal kategori tarihten bağımsız değildir. Proletarya, burjuvazi, köylülük, devlet, ulus” emperyalizm veya devrim kavramları soyut biçimde ele alınamaz. Bunların belirli bir üretim tarzı içindeki somut biçimleri araştırılmalıdır.

Türkiye'nin bugünkü toplumsal yapısı 19. yüzyıl Avrupa'sıyla aynı değildir. Aynı şekilde 1930'ların Çin'iyle veya 1917 Rusya'sıyla da aynı değildir. Türkiye'de sanayi kapitalizmi gelişmiştir, hizmet sektörü devasa ölçüde büyümüştür, finans kapital üretim üzerinde güçlü bir belirleyiciliğe sahiptir, tarım kapitalist piyasa ilişkilerine yoğun biçimde bağlanmıştır, kentleşme ileri düzeydedir, ücretli emek toplumun çok geniş kesimini kapsamaktadır, taşeronluk ve güvencesiz çalışma yaygındır, dijital ve platform emeği gelişmektedir, borçluluk toplumsal yeniden üretimin temel mekanizmalarından biri haline gelmiştir, konut ve kira ilişkileri sınıfsal çatışmanın merkezine yerleşmiştir. Bu koşullarda Türkiye'yi hâlâ esas olarak yarı-feodal bir toplum şeklinde tanımlamak, kapitalist ilişkilerin ulaştığı düzeyi açıklamakta yetersiz kalır. Bu nedenle İbrahim Kaypakkaya'nın tarihsel olarak önemli olan birçok soruyu (özellikle devlet, ulusal sorun, egemen sınıflar ve resmi ideoloji sorunlarını) gündeme getirmiş olması ile onun Türkiye'nin üretim yapısına ilişkin belirli tarihsel saptamalarının bugün aynen geçerli olması birbirinden ayrılmalıdır. Marksist gelenek, kendi öncüllerini bile eleştirebilme yeteneğiyle yaşar. Kaypakkaya'nın yöntemi tarihsel bir mirastır fakat tarihsel miras dogmaya dönüştürülemez.

II. KAYPAKKAYA, MAHİR VE DENİZ

Türkiye Devrimci Hareketi'nin tarihini değerlendirmek, geçmiş devrimci kuşaklardan birini bütünüyle reddetmek anlamına gelmez. Tam tersine Marksist yöntem, mirası tarihsel elekten geçirmeyi gerektirir.

İbrahim Kaypakkaya'nın Mirası

Kaypakkaya'nın en önemli katkılarından biri, Türkiye'deki resmi tarih anlatısının dışında devlet, ulusal sorun, Kürt meselesi, egemen sınıflar ve Kemalizm üzerine sistematik bir eleştiri geliştirmesidir. Ancak Türkiye'nin bugünkü üretim ilişkileri açısından yarı-feodal toplum analizinin mekanik biçimde korunması mümkün değildir. Bugünkü Türkiye:kentleşmiş, sanayileşmiş, hizmetleşmiş, finansallaşmış, küresel değer zincirlerine bağlanmış, emek gücünün sermaye tarafından geniş ölçüde denetlendiği bir kapitalist toplumdur. Dolayısıyla Kaypakkaya'dan alınması gereken şey bir toplum modeli değil, somut gerçekliğe karşı eleştirel tutumdur.

Mahir Çayan'ın Mirası

Mahir Çayan'ın kesintisiz devrim fikri, farklı tarihsel aşamaların birbirinden mekanik biçimde koparılmaması gerektiği açısından önemli bir tartışma açmıştır. Ancak bu teorinin belirli tarihsel koşullara bağlı olduğunu kabul etmek gerekir. Bugün kesintisiz devrim kavramı, tek bir stratejik şablon olarak değil, toplumsal dönüşümlerin birbirinden kopuk aşamalar hâlinde düşünülmemesi şeklinde yeniden yorumlanabilir. Mahir'in resmi ideoloji ve küçük burjuva devrimciliğine yönelik eleştirileri de bağımsız sınıf hattının gerekliliği açısından yeniden değerlendirilebilir. Buradaki temel sonuç devrimci olmanın ile küçük burjuva radikalizmiyle aynı şey olmadığıdır. Radikal söylem, sınıfsal bağımsızlığın yerine geçemez.

Deniz Gezmiş'in Mirası

Deniz Gezmiş'in en önemli tarihsel miraslarından biri, devrimci mücadeleyi dar bir örgütsel çevrenin meselesi olmaktan çıkarıp ülke çapında anti-emperyalist bir mücadele perspektifiyle ilişkilendirmesidir. Buradan çıkarılabilecek ders, devrimci hareketin toplumsal parçalanmayı aşacak geniş bir birlik perspektifine ihtiyaç duyduğudur. Fakat birlik, sınıfsal bağımsızlığın terk edilmesi demek değildir. Tam tersine birlik genişlemeli, fakat sınıf perspektifi silinmemelidir.

III. BİRLEŞİK DEVRİM TEORİSİ

“Birleşik Devrim Teorisi” burada farklı mücadele alanlarını tek bir tarihsel süreç içinde değerlendiren bir çerçeve olarak kavranmalıdır. Kapitalizm tek bir çelişkiden oluşmaz. Türkiye'de aynı anda:emek-sermaye çelişkisi, merkezileşmiş devlet ile toplumsal talepler arasındaki çelişki, ulusal ve kültürel eşitsizlikler, kadın emeğinin sömürüsü, gençliğin geleceksizliği, konut ve barınma krizi, tarımın ve küçük üreticiliğin sermaye karşısındaki gerilemesi, ekolojik yıkım, emperyalist bağımlılık ilişkileri bulunmaktadır. Bunların hepsi birbirinden bağımsız değildir. Örneğin konut krizi yalnızca ev fiyatlarının yükselmesi değildir. Konut toprak, finans, inşaat, kredi, emeğin sömürüsü, kira ve kent rantı ilişkilerinin kesişme noktasıdır. Aynı şekilde iklim krizi yalnızca atmosferdeki sıcaklık artışı değildir. Üretim, enerji, ulaşım, tarım, mülkiyet ve kar ilişkilerinin sonucudur. Bu nedenle devrim teorisi de yalnızca fabrikadaki üretim ilişkilerine sıkıştırılamaz.

IV. METABOLİK YARIK

Kapitalist üretim tarzının temel çelişkilerinden biri insan ile doğa arasındaki toplumsal metabolizmanın sermaye birikiminin ihtiyaçlarına tabi kılınmasıdır. Toprak, su, enerji, orman, maden, hayvanlar ve atmosfer ekonomik değer üretiminin girdilerine dönüştürülür. Sermaye açısından temel soru "Doğa ne kadar yaşayabilir?" değil "Doğadan ne kadar değer çıkarılabilir?" sorusudur. Bu nedenle ekolojik kriz kapitalizmin dışındaki bir çevre problemi değildir. Kapitalist üretim ilişkilerinin kendi içindeki bir çelişkidir. Buradan yeni tip Halk Savaşı açısından önemli bir sonuç çıkar. İklim mücadelesi sınıf mücadelesinden ayrı düşünülemez. Su hakkı, toprak hakkı, temiz hava, gıda güvenliği, enerjiye erişim, kamusal ulaşım, barınma ve sağlıklı kent hakkı aynı zamanda sınıfsal taleplerdir. Dolayısıyla sosyalizm yalnızca üretim araçlarının mülkiyetini değiştirmekle değil, insan ile doğa arasındaki metabolik ilişkinin yeniden kurulmasıyla da ilgilidir.

V. PROLETARYA

Klasik sanayi proletaryası ortadan kalkmamıştır. Ancak artık tek başına toplumsal emek yapısını açıklamaya yetmez. Bugünkü proletaryanın parçaları arasında fabrika işçileri, taşeron işçiler, depo çalışanları, lojistik emekçileri, kuryeler, çağrı merkezi çalışanları, beyaz yakalı emekçiler, sağlık ve eğitim emekçileri, platform çalışanları, güvencesiz gençler, işsizler, tarım işçileri, yarı-proleter küçük üreticiler, mülksüzleşen orta sınıf kesimleri bulunabilir. Bunların ortak noktası, üretim araçları üzerindeki denetimlerinin sınırlı olması ve yaşamlarını büyük ölçüde sermayenin emek gücü üzerindeki denetimi, borç veya güvencesiz piyasa ilişkileri üzerinden sürdürmeleridir. Fakat önemli bir Marksist uyarı gerekir. ki ekonomik olarak aynı konumda bulunmak, kendiliğinden sınıf bilinci yaratmaz. Bir sınıfın tarihsel özneye dönüşmesi için yalnızca ortak sömürü yetmez. Ortak deneyim, örgütlenme, bilinç, dayanışma ve siyasal irade gerekir. Bu nedenle "proleter halk" kavramı, mevcut bir siyasal özne değil, kurulması gereken tarihsel bir toplumsal ittifak olarak anlaşılmalıdır.

VI. HALKIN SINIF OLARAK KURULMASI

Türkiye'deki temel sorunlardan biri, geniş emekçi kitlelerin aynı maddi sorunları yaşamasına rağmen bu sorunları ortak bir sınıfsal çıkar olarak kavrayamamasıdır. Aynı kira krizini yaşayan insanlar birbirlerinden kopuk olabilir. Aynı iş güvencesizliğini yaşayan emekçiler birbirlerini rakip görebilir. Aynı borç yükünü taşıyan haneler bunu kişisel başarısızlık olarak değerlendirebilir. Kapitalist ideoloji tam olarak burada çalışır. Sistemik çelişki bireysel probleme çevrilir. "Daha fazla çalış, daha çok tüket. daha iyi eğitim al, daha başarılı ol, borçlarını düzgün yönet.” Böylece sınıfsal problem bireyselleştirilir. Marksist siyaset bunun tersini yapar. Bireysel görünen sorunun toplumsal nedenini açığa çıkarır. Kira yalnızca bireysel konut problemi değildir. Ücret sistemi yalnızca bireysel gelir meselesi değildir ve ücret sisteminin kendisi kaldırılması gereken bir üretim ilişkisidir. İşsizlik yalnızca bireysel başarısızlık değildir. Borç yalnızca kişisel finans sorunu değildir. Bunların her biri üretim ve yeniden üretim ilişkilerinin parçalarıdır.

VII. HALK CEPHESİ

Halk Cephesi kavramının Marksist açıdan anlamlı olabilmesi için iki hatanın aynı anda reddedilmesi gerekir. Birinci hata sınıf bağımsızlığını terk ederek bütün toplumsal muhalefeti tek bir blok haline getirmek. İkinci hata işçi sınıfını toplumdan soyutlayarak yalnızca dar bir ekonomik örgütlenmeye indirgemek. İşçi sınıfı öncülüğü, diğer toplumsal kesimlerin yok sayılması değildir. Tam tersine işçi sınıfı öncülüğü, farklı ezilen ve sömürülen kesimlerin ortak çıkarlarını sermayenin karşısında birleştirebilecek siyasal kapasiteyi ifade eder. Bu nedenle bir Halk Cephesi içerisinde işçiler, emekçi köylüler, gençlik, kadın emeğinin örgütleri, kent yoksulları, küçük üreticiler, çevre hareketleri, aydınlar, kültür ve sanat emekçileri, farklı toplumsal ve ulusal ezilme biçimlerine karşı mücadele eden kesimler

yer alabilir. Ancak ortaklık noktası açık olmalıdır. Sermayenin egemenliğine karşı toplumsal ihtiyaçların üstünlüğü.

VIII. DEVRİMCİ HEGEMONYA

Aydınların rolü yalnızca propaganda yapmak değildir. Gramsci'nin hegemonya kavramı açısından asıl mesele, egemen sınıfın yalnızca ekonomik olarak değil, düşünsel ve kültürel olarak da toplum üzerindeki üstünlüğünü kırmaktır. Bu nedenle devrimci aydın ekonomik veriyi analiz eder, sınıfsal ilişkileri görünür hale getirir, bilimsel bilgiyi toplumsallaştırır, egemen ideolojiyi eleştirir, alternatif kültürel değerler üretir, emekçilerin deneyimlerini teorileştirir. Burada aydın ile halk arasında tek yönlü bir ilişki kurulamaz. Halk yalnızca bilinçlendirilecek nesne değildir. Kitlelerin kendi deneyimi de bilginin kaynağıdır. Dolayısıyla gerçek devrimci hegemonya teori → halka şeklindeki tek yönlü bir aktarım değil, teori ↔ toplumsal deneyim ilişkisidir.

IX. YENİ TİP HALK SAVAŞI

Burada "Halk Savaşı" kavramının yeniden tanımlanması gerekir. Klasik Çin modeli, belirli tarihsel koşullarda ortaya çıkmış özgül bir stratejiydi. Çin'in geniş köylü nüfusu, düşük kentleşme düzeyi, parçalı devlet yapısı, savaş koşulları, emperyalist işgal, kırsal toplumsal yapı gibi özellikleri bu stratejinin maddi zeminini oluşturuyordu. Türkiye'nin bugünkü koşulları aynı değildir. Bu nedenle Çin modelinin biçimlerini mekanik biçimde tekrarlamak Marksist değil, dogmatik olur. Yeni tip Halk Savaşı bunun yerine toplumun dağınık emekçi kesimlerinin uzun süreli siyasal, ekonomik, kültürel, ekolojik ve örgütsel mücadeleler yoluyla tarihsel bir özne hâline gelmesiyle gerçekleşir. Bu anlamıyla Halk Savaşı bir anlık ayaklanma değil, toplumsal güç biriktirme sürecidir. Bir başka ifadeyle Halk Savaşı = halkın kendisini tarihsel özne olarak kurma sürecidir.

X. SÜREKLİ VE KESİNTİSİZ DEVRİM

Kesintisiz devrim fikrinin günümüzdeki anlamı, farklı toplumsal mücadeleleri birbirinden koparmamaktır. Ekonomik mücadele ekolojik mücadeleden, ekolojik mücadele kent hakkından, ulusal eşitlik mücadelesi sınıf mücadelesinden, kültürel özgürlük ekonomik özgürlükten koparılamaz. Çünkü bunların maddi temelleri birbirine bağlıdır. Bununla birlikte kesintisizlik, bütün mücadelelerin tek bir anda devrim olarak adlandırılması anlamına gelmez. Devrimci süreç talep → örgütlenme → bilinç → dayanışma → toplumsal güç → siyasal dönüşüm şeklinde gelişen tarihsel bir süreç olarak anlaşılmalıdır.

XI. TÜRKİYE'YE ÖZGÜ YENİ MODEL

Türkiye açısından ortaya çıkan teorik model şu şekilde özetlenebilir:

1. Bağımsız Sınıf Hattı

İşçi sınıfının siyasal bağımsızlığı korunmalıdır. Başka sınıfların çıkarları proletaryanın yerine geçirilemez.

2. Halk Cephesi

Farklı ezilen ve sömürülen toplumsal kesimler ortak ekonomik ve sosyal hedefler etrafında birleşmelidir.

3. Birleşik Devrim Teorisi

Ekonomik, siyasal, kültürel, ekolojik ve ulusal sorunlar birbirinden kopuk değil, kapitalist toplumsal bütünlüğün parçaları olarak ele alınmalıdır.

4. Yeni Tip Halk Savaşı

Mücadele, toplumsal çoğunluğun uzun süreli örgütlenmesi ve siyasal özneleşmesi olarak düşünülmelidir.

5. Devrimci Hegemonya

Aydınlar, sanatçılar, bilim insanları ve kültür emekçileri alternatif bir toplumsal dünya görüşünün oluşmasına katkıda bulunmalıdır.

XII. KÖYLÜLÜK

Türkiye'de köylülüğü hala 19. yüzyılın kapalı köy toplumu olarak görmek yanlıştır. Tarım kapitalizmi borçlandırma, makineleşme, büyük şirketlerin gıda zincirlerindeki hakimiyeti, arazi yoğunlaşması, ürün fiyatları üzerindeki piyasa baskısı yoluyla küçük üreticileri giderek daha fazla sermayeye bağımlı hale getirmektedir. Bu nedenle "köylü işçileşmesi" kavramı, köylülüğün bir gecede fabrika işçisine dönüşmesi anlamına gelmez. Maddi anlamı küçük üreticinin kendi üretim araçları üzerindeki bağımsızlığının zayıflaması ve emek gücünü giderek daha fazla piyasa ilişkilerine satmak zorunda kalmasıdır. Buradan işçi sınıfı ile emekçi köylülük arasında güçlü bir nesnel ortaklık doğabilir.

XIII. ULUSAL SORUN

Kürt meselesi de aynı somut koşullar yöntemiyle ele alınmalıdır. Dört parçanın aynı tarihsel ulusal hafızaya sahip olması, aynı üretim ilişkilerine sahip olduğu anlamına gelmez. Türkiye, İran, Irak ve Suriye'deki devlet biçimleri ve kapitalist gelişme biçimleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla her parçadaki siyasal strateji aynı olamaz. Fakat bu farklılık, Kürt halkının ortak tarihsel deneyimini inkar etmeyi de gerektirmez. Marksist çözüm, ulusal sorunu sınıf sorununa indirgemek değildir. Tam tersine ulusal baskının sınıfsal sonuçlarını ve sınıfsal sömürünün ulusal baskıyla nasıl birleştiğini ortaya koymaktır. Ulusal özgürlük ile sınıfsal özgürlük birbirinin alternatifi olarak değil, somut koşullar içinde birbirini etkileyen mücadeleler olarak ele alınmalıdır. Buradaki temel ölçüt yine aynıdır. Hangi sınıf önderlik ediyor ve ortaya çıkacak siyasal düzen kimin çıkarına hizmet ediyor?

XIV. TÜRKİYE'DE İKTİDAR SORUNU

Devrim teorisinin sonunda kaçınılmaz olarak iktidar sorunu vardır. Fakat iktidarı yalnızca hükümet değişikliği olarak anlamak yetersizdir. Marksist açıdan iktidar üretim + mülkiyet + devlet + ideoloji + toplumsal yeniden üretim ilişkilerinin bütünüdür. Dolayısıyla yalnızca seçim kazanmak kapitalist üretim ilişkilerini ortadan kaldırmaz. Aynı şekilde yalnızca devlet aygıtını değiştirmek de sınıf egemenliğini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Gerçek dönüşüm üretim araçlarının toplumsallaştırılması, planlama, emeğin karar süreçlerine katılması, temel ihtiyaçların kamusal güvence altına alınması, ekolojik sınırların üretim planlamasına dahil edilmesi, ekonomik gücün toplumsallaştırılması, ücret sisteminin kaldırılması gibi dönüşümleri gerektirir.

XV. SOSYALİZMİN HEDEFİ

Sosyalist dönüşümün özü yalnızca özel mülkiyetin biçimsel olarak değiştirilmesi değildir. Asıl mesele ekonomik kararların hangi mantıkla verileceğidir. Kapitalizm sorar "Ne kâr getirir?" Sosyalist planlama ise "Toplumun neye ihtiyacı var?" sorusunu merkeze almalıdır. Bu nedenle barınma, sağlık, eğitim, enerji, ulaşım, gıda, su, kültür birer spekülasyon alanı olmaktan çıkarılmalıdır. Ancak sosyalizm bürokratik merkezileşmeyle özdeşleştirilmemelidir. Toplumsal planlama ve katılım birlikte düşünülmelidir.

XVI. ZORUN ROLÜ

Devrim teorisinin en tartışmalı alanlarından biri zor meselesidir. Tarihsel Marksist literatürde devletin sınıfsal niteliği ve siyasal dönüşüm sırasında zorun rolü üzerine kapsamlı tartışmalar vardır. Somut koşullar değişmiştir. Bu nedenle yeni tip Halk Savaşı'nı silahlı çatışmanın romantikleştirilmesine indirgemek, önerilen teorik çerçeveyi daraltır. Buradaki esas mesele toplumsal gücün örgütlenmesi, egemenlik ilişkilerinin dönüştürülmesi ve emekçi çoğunluğun siyasal iktidar kapasitesinin geliştirilmesiyle gelişecek bir devrimci savaştır. Devrimci teorinin merkezine yaşnızca şiddeti koymak yerine, sınıf iktidarının nasıl toplumsallaştırılacağı sorusu da konulmalıdır.

XVII. EKOLOJİ

Ekolojik mücadelede bireylerin davranışlarını değiştirmek elbette önemlidir. Ancak bireye "Daha az tüket." demek tek başına yeterli değildir. Çünkü bireyin ulaşım, enerji, konut ve gıda tercihleri ekonomik altyapı tarafından belirlenir. Toplu taşıma yoksa insan otomobile bağımlı kalabilir. Ucuz ve sağlıklı gıda yoksa tüketici tercihi sınırlıdır. Enerji sistemi fosil yakıta bağımlıysa bireysel davranış değişikliği sistemik sorunu çözemez. Bu nedenle ekolojik Marksizm bireysel sorumluluğu reddetmeden üretim sisteminin sorumluluğunu merkeze koyar.

XVIII. DEVRİMCİ ÖNCÜ

"Öncü" kavramı da yeniden düşünülmelidir. Öncü olmak, kendisini halkın üstünde gören küçük bir kadro olmak değildir. Gerçek öncülük toplumun en ileri eğilimlerini örgütlü bir siyasal perspektifle birleştirebilme kapasitesidir. Öncü sınıfın yerine geçmez, halkın yerine karar vermez, toplumdan kopuk bir elit oluşturmaz. Öncü, sınıfın kendi tarihsel kapasitesinin örgütlenmesine aracılık eder. Bu nedenle öncü örgüt ile kitle arasındaki ilişki diyalektik olmalıdır. Örgüt kitlelerden öğrenir. Kitle örgütten öğrenir. Teori pratikten beslenir. Pratik teori tarafından yeniden kavramsallaştırılır.

XIX. GENÇLİK

Gençlik kapitalist toplumda özel bir çelişki alanıdır. Eğitim genişlerken güvenceli gelecek daralabilir. Diploma artarken iş güvencesi azalabilir. Dijital olanaklar artarken ekonomik bağımsızlık gerileyebilir. Bu nedenle gençliğin sorunları yalnızca kültürel değildir. İşsizlik, barınma, eğitim, borç, güvencesizlik ve geleceksizlik doğrudan sınıfsal sorunlardır. Gençlik burada yalnızca "geleceğin devrimcileri" olarak görülmemelidir. Gençler bugünün üretim ve yeniden üretim ilişkilerinin aktif öznesidir.

XX. ENTERNASYONALİZM

Kemal Pir'in mirasından çıkarılabilecek en önemli teorik sonuçlardan biri enternasyonalizmin ulusal mücadeleyle çelişmek zorunda olmadığıdır. Marksist enternasyonalizm ulusal sorunları inkar etmez. Tam tersine ezilen ulusun özgürlüğünü savunurken bütün ulusların emekçilerini ortak sınıfsal çıkar temelinde birleştirmeye çalışır. Bu nedenle ulusal özgürlük + sınıfsal özgürlük + enternasyonalizm birbirinin düşmanı olarak değil, doğru koşullarda birbirini tamamlayan perspektifler olarak ele alınabilir. Fakat ulusal hareketin burjuva önderliği altında sermaye devletine dönüşmesi ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Özgürlük, yalnızca yeni bir bayrak yaratmak değildir. Özgürlük, emekçinin kendi yaşamı üzerindeki gerçek denetimini kurmasıdır.

XXI. TEORİNİN PRATİK KRİTERİ

Bir devrimci teorinin doğruluğu yalnızca kavramsal tutarlılığıyla ölçülemez. Marx'ın praksis anlayışı açısından teori gerçek toplumsal ilişkilerle sınanır. Bu nedenle Türkiye'de devrimci teori işçinin ücret sisteminin kaldırılması sorununu, kiracının barınma sorununu, öğrencinin gelecek sorununu, çiftçinin borç sorununu, kuryenin güvencesizlik sorununu, emeklinin gelir sorununu, ekoloji mücadelesinin yaşam alanı sorununu, ezilen halkların eşitlik sorununu aynı toplumsal bütün içinde açıklayabilmelidir. İnsanların gündelik hayatıyla bağ kuramayan teori, ne kadar radikal görünürse görünsün toplumsal hegemonya yaratamaz.

XXII. ÜLKÜ DEĞİL, TARİHSEL PRATİK

“Birleşik ve bağımsız bir devrimci hat” yalnızca geleceğe ilişkin romantik bir ülkü olarak kurulamaz. Marksist açıdan herhangi bir hedefin gerçekliği, onun maddi koşulları ve sınıfsal taşıyıcısıyla belirlenir. Bu nedenle Türkiye için yeni tip Halk Savaşı'nın temel sorusu "Geçmişte hangi modeli tekrar edeceğiz?" olmamalıdır. Asıl soru "Bugünkü kapitalist toplum hangi sınıfsal güçleri yaratıyor ve bu güçler nasıl tarihsel bir özne hâaine gelebilir?" olmalıdır. Türkiye'nin bugünkü koşullarında cevap, yalnızca klasik fabrika proletaryasına indirgenemeyecek kadar genişlemiş bir emekçi çoğunluğunun örgütlenmesinde aranmalıdır. Bu çoğunluk işçidir, güvencesiz emekçidir, kuryedir, öğrencidir, işsizdir, emekçi köylüdür, borçlu hanedir, mülksüzleşen gençtir, kent yoksuludur, kamusal hizmet emekçisidir, küçük üreticidir. Fakat bunların hiçbiri kendiliğinden tarihsel özne değildir. Tarihsel özne örgütlenerek kurulur. İşte yeni tip Halk Savaşı'nın temel anlamı budur. Çin modelinin mekanik tekrarı değil; Türkiye'nin somut kapitalist ilişkilerinden hareket eden, bağımsız sınıf hattını koruyan, farklı emekçi kesimleri ortaklaştıran, Halk Cephesi perspektifini kullanan, ekonomik mücadeleyi siyasal mücadeleyle birleştiren, ulusal özgürlük ile sınıfsal özgürlüğü somut koşullarda ilişkilendiren, ekolojik krizi sınıf mücadelesinin parçası haline getiren, aydınların devrimci hegemonya üretmesini sağlayan, toplumsal öz-örgütlenmeyi büyüten ve nihayet üretim araçlarının toplumsallaştırılmasını ve ücret sisteminin kaldırılmasını hedefleyen uzun erimli bir toplumsal dönüşüm teorisidir.

Bu çerçevede formül şöyle ifade edilebilir:

Somut koşullar → Bağımsız Sınıf hattı → Halkın Örgütlenmesi → Halk Cephesi → Devrimci Hegemonya → Toplumsal Güç → İktidar → Sosyalist Dönüşüm → Ücret Sisteminin Kaldırılması

Dolayısıyla mesele yalnızca devrim yapmak değildir. Asıl mesele, devrimi yapabilecek toplumsal özneyi tarih içinde yaratmaktır. Öncüler örgütlenmeden öncülük gerçekleşmez. İşçiler birleşmeden sınıf iktidarı kurulamaz. Köylü ve küçük üreticiler müttefikleşmeden toplumsal çoğunluk oluşmaz. Gençlik kendi maddi sorunlarını kolektif bir siyasete dönüştürmeden geleceksizlik aşılmaz. Aydınlar hegemonya üretmeden egemen ideoloji kırılmaz. Ekolojik kriz sınıf perspektifiyle kavranmadan sosyalist dönüşüm eksik kalır. Ve bütün bunlar sınıfsal bağımsızlık olmadan sermayenin başka bir siyasal biçimde yeniden üretilmesine dönüşebilir.

Bu nedenle Birleşik Devrim Teorisi + Halk Cephesi + Bağımsız Sınıf Hattı + Yeni Tip Halk Savaşı, hazır bir reçete değil, Türkiye'nin somut koşullarından hareketle sürekli sınanması, düzeltilmesi ve yeniden üretilmesi gereken bir Marksist araştırma ve toplumsal dönüşüm çerçevesi olarak ele alınmalıdır. Marksizmin özü geçmişin sloganlarını tekrarlamak değil, değişen dünyayı değiştirebilmek için onu bilimsel olarak kavramaktır. Devrim bir ülkü değil, örgütlenmiş toplumsal pratiğin tarihsel sonucudur.